- 08 Temmuz 2026, 08:36
Eğitimci mi, Eleman mı? Okul Öncesi Sektöründe "Ticari İllüzyon"
Çocuk Gelişimci olarak, Erken Çocukluk Dönemi İkinci Dil Edinimi Uygulayıcısı kimliğimle adım attığım günden beri temel bir prensibim var: Benim işim, bir sınıfın rutin sorumluluklarını yönetmekten ziyade, çocuğun dünyasına oyun ve keşif aracılığıyla yeni bir dilin kapısını aralamak; yani, gelişim sürecine pedagojik bir değer katmaktır. Ancak son dönemde gittiğim mülakatlarda karşılaştığım manzara, pedagojinin değil, acımasız bir ticaretin "eğitim" maskesi altına sığındığını gösteriyor.
Geçtiğimiz günlerde, yine böyle bir "eğitim kurumu" olduğunu iddia eden bir yerin mülakatına gittim. Kapıdan girdiğim andan itibaren profesyonelliğe dair tek bir ışık kırıntısı dahi yoktu. Görüşme masasına oturduğumuzda, beklediğim "Eğitim felsefeniz nedir? Çocuklarla kriz anlarında nasıl bir bağ kurarsınız? Sınıf yönetimi stratejileriniz nelerdir?" gibi soruların yerinde yeller esiyordu.
Karşımdaki kişi, ne kurumun vizyonunu anlatıyordu ne de çocuklara olan yaklaşımını... Sadece tek bir şeye odaklanmıştı: "Sen ne kadar istiyorsun?"
İşin daha vahim tarafı ise kullanılan dilin "sen"li benli, seviyesiz bir boyuta indirgenmiş olmasıydı. Bir eğitimciyle değil de, sanki bir pazarda mal pazarlığı yapan bir tüccar edasıyla konuşuyordu. "Siz" demek, karşıdaki emeğe saygı duymak, o kişinin birikimini ciddiye almaktır. Ama burada, karşıdaki insanın sadece "en uygun fiyata kapatılacak bir eleman" olarak görüldüğü netti.
Pedagojik İllüzyonun Bedeli
Bir eğitimci olarak, mülakatlarda kendi materyallerimi, deneyim atölyesi kurgularımı anlatmak isterim. Ancak bu tür yerlerde buna fırsat bile verilmiyor. Çünkü onların ajandası çok farklı: "Zaten içeride çalışan bir eğitmenim var, senin ne kadar fiyata çalışacağını merak ediyorum."
Bu cümle, okul öncesi eğitimin içler acısı halinin bir özeti niteliğindedir. Bu zihniyet, eğitimin kalitesini değil, maliyetini dert ediyor. Piyasa araştırması yapmak, daha ucuza ders dolduracak birini bulmak ve asgari ücretin altında, haftalık 50 saati bulan çalışma saatlerine razı gelecek bir "yedek parça" aramak... Eğitimciye verilen değer, maalesef bu kadar sığ bir zemine oturtulmuş durumda.
"Sana bu ücreti veren var mı?" sorusu, sadece bana değil, mesleğime, verdiğim emeğe ve o okulun kapısından giren her çocuğun geleceğine yapılmış bir hakarettir. O an şunu fark ettim: Bazıları için okul, bir eğitim yuvası değil; ticari bir girişim, bir "hobi" veya sadece eş dostun hediyesi olan bir bina. Eğitimci olmak için gereken o meşakkatli yolu yürümemiş, sadece sermayesiyle masaya oturmuş olanlar, eğitimin bir "insan inşa etme sanatı" olduğunu asla anlayamayacaklar.
Mobbing Gölgesinde Büyüyen Çocuklar
Bu tür kurumlar sadece öğretmenleri değil, aslında çocukları da büyük bir felakete sürüklüyor. Sürekli "en ucuz eleman" arayışında olan, liyakatsiz yöneticilerin elinde ezilen, mobbinge uğrayan, motivasyonunu yitirmiş bir eğitmen, o sınıfa girdiğinde çocuğa ne verebilir? Mutsuz, yorgun ve değersiz hissettirilen bir öğretmenin, çocuğun duygusal dünyasında bir iz bırakması imkansızdır.
Eğitim sektörü, "ticari kaygılar" ile "pedagojik sorumluluk" arasında bir savaş veriyor. Ne yazık ki, parayı her şeyin önünde tutan bu vizyonsuzluk, sistemin içinde bir "eğitim illüzyonu" yaratıyor. Veliler, çocuklarını pırıl pırıl binalara teslim ettiklerini sanırken, aslında o sınıflarda emeği sömürülen, yorgunluktan tükenmiş bir "elemanın" çabasına muhtaç bırakılıyorlar.
Hakikatten Kaçış Yok
Benim yolum belli. Kendi eğitim sistemim, çocuk odaklı oyun temelli yaklaşımlarım ve etik değerlerim, bu "ucuz eleman" pazarının çok ötesinde. Bir mülakatta "siz" hitabını bile çok gören, profesyonel sınırları ihlal eden, eğitimciye "eleman" muamelesi yapan hiçbir yapının, bir çocuğun dünyasında olumlu bir değişim yaratamayacağına inanıyorum.
Mesleğini gerçekten severek yapan, çocukların dilinden anlayan ve eğitimciyi "profesyonel bir partner" olarak gören kurumları tenzih ediyorum. Ancak eğitim sektöründe, ticareti değil çocukları önceleyen bir dönüşüme ihtiyacımız var.
Eğitim, bir pazarlık konusu değildir; bir değerdir. Ve bu değeri, sadece "en uygun fiyatlı" olanla değil, en nitelikli olanla taçlandırabiliriz. Bir eğitimci olarak, bu "profesyonel sınır ihlallerine" ve bu ucuz ticaret mantığına karşı durmaya devam edeceğim. Çünkü eğitimciler, sınıflardaki çocukların geleceğidir; onları "en ucuza çalışacak eleman" olarak görmek, sadece eğitimin değil, geleceğimizin de ipini çekmektir.
Unutmayın; çocuklarınızın emanet edildiği o sınıflarda, sadece bir eğitmen değil, bir karakter inşası gerçekleşiyor. Ve bu, hiçbir ticari kârla kıyaslanamayacak kadar kıymetlidir.
