- 19 Temmuz 2026, 14:11
Sınıf Yönetimi Kâbusuna Son: İngilizce Dersini "Zorunlu" Değil, "Yaşanan" Bir Deneyime Nasıl Çevirdim?
Üniversite sıralarında hocalarımızın bize sorduğu o meşhur soru hala kulaklarımda çınlıyor: "Siz bir çocukla etkinlik yaparken, geriye kalan 15 çocuk o sırada ne yapacak? Onları nasıl yöneteceksiniz?"
Okul öncesi İngilizce eğitmenliğine daha üniversite öğrencisiyken part-time başladım. Bir yanda çocuk gelişimi teorilerini öğreniyor, diğer yanda sınıfta bu bilgileri pratiğe dökmeye çalışıyordum. İlk zamanlar, etrafımdaki eğitmenlerin yaptığı gibi ben de flash kartlara ve müzik eşliğinde yapılan klasik tekrarlara sığındım. Hatta itiraf etmeliyim ki, o dönemlerde "Bu yaş grubuna İngilizce dersi verilmemeli mi acaba?" diye düşündüğüm çok oldu. Çünkü çocukların sıkıldığını, dersin sonunda verim alamadığımı görüyordum.
Meğer o anlarda eksik olan şey dilin kendisi değil, "dahil etme" yöntemiymiş.
Kendi derslerimi çocuk gelişimi perspektifiyle yeniden kurguladığımda, sınıfta "izleyici" olan tek bir çocuğun bile kalmaması gerektiğini fark ettim. Sürece P4C (Çocuklar için Felsefe) yöntemlerini ve dramayı dahil ettiğimde sonuçlar değişmeye başladı. İşte sınıfımda uyguladığım drama temmeli iki farklı oyun kurgusu:
1. Aslan Maskesi ile "Ne Yemek İstersin?" Etkinliği:
Aslan maskesi etkinliğime geçmeden önce, bir aslan kuklası ile hikayeyi başlatıyor ve yemekleri bu karakter üzerinden tanıtıyorum. Aç aslan'ın kararsızlığıyla çocukları sürece dahil ettikten sonra, "Şimdi kim aç aslanı taklit etmek ister?" diyerek öğrencilere sırayla maskeyi takıyorum. Aslan maskesini hangi çocuk taktıysa, o çocuk geri kalan 15 çocuğun ritmik bir şekilde ona sorduğu sorulara: "Lion, lion, what do you want to eat?" cevap veriyor. Burada kilit nokta; herkesin aynı anda, aynı ritimle ve aynı merakla sürece dahil olması. Tüm çocuklar hem maskeyi takarak sorulan soruyu yanıtlamış oluyor, hem de maskeyi takmadığı süreç içerisinde soru kalıplarını arkadaşları ile pekiştirmiş oluyorlar.
2. İtfaiyeci ve Kayıp Şapka:
Bu oyun daha çok "keşif" odaklı. Kostümlü itfaiyeci şapkasını ararken, diğer çocuklar bir yandan ritmik tekerlemelerle ("Where is the fireman's hat? Let's find, let's find!") onu yönlendiriyor. Öğrenciler süreç içerisinde sadece "şapka" değil; "itfaiyeci", "kayıp", "sıcak/soğuk" gibi pek çok kavramı yaşıyor. Kostüm sırasını bekleyerek, kayıp şapkayı arayan arkadaşını yönlendiren çocuklar ise ritim tutarak kargaşayı önlüyor ve zihinlerine İngilizce kalıpları bir şarkı gibi nakşediyor.
Kağıt Maskeden Gerçek Kostüme:
Başlarda kağıttan veya laminasyonlu basit materyaller kullanıyordum. Ancak zamanla fark ettim ki, materyalin dokusu çocuğun sürece dahil olma heyecanını değiştiriyor. Basit bir kağıt maske yerine; elle tutulur, kumaş bir maske veya gerçek bir itfaiyeci şapkası kullandığımda çocukların o karaktere bürünme süreci tamamen farklı bir boyuta taşındı.
Çocuk, dokunabildiği bir kostümü giydiğinde o "karakter" oluyor. Sadece oyun oynamıyor, o süreci yaşıyor. Materyalin kalitesi arttıkça çocuğun heyecanı ve oyunun gerçekliği de artıyor; böylece sınıfımda pasif bekleyen çocuk kalmıyor.
Peki Neden Bu Kadar Verimli?
Bilingual (çift dilli) eğitim veren farklı kurumlarda görev almış bir eğitmen olarak, sistemlerin uygulamadaki farklılıklarını yakından gözlemleme fırsatım oldu. Elbette tam zamanlı bir bilingual programla 30 dakikalık bir branş dersini kıyaslamak aynı şey değildir; ancak yine de drama ve P4C yöntemleriyle kurguladığım bu derslerin, çocuğun sürece aktif katılımını merkeze aldığı için, birçok kurumda sunulan eğitimden belki de çok daha yüksek bir verim sağladığını deneyimledim.
Tekrarcı yöntemlerin çocukların gelişimine uyum sağlayamadığını gördüm. Çocuk "Tomato" kelimesini tekrar ederken sıkılır; ama "Karnım aç, bir tomato bulmam lazım!" diyerek sınıfta onu ararken, kelimeyi zihnine işler. Ritmik seslendirmeler ve koro halinde yapılan tekerlemeler, hem "ağız kalabalığını" önlüyor hem de çocuğun dilin doğal akışına alışmasını sağlıyor.
Başlangıçta "Sadece flash kartla gitmeliyim, çocuklar sadece dinlesin, aşinalık olsun" diye düşünürken, aslında onları sürecin dışına itiyormuşum. Şimdi görüyorum ki; erken çocuklukta dil edinimi, doğru bir eğitmen eşliğinde drama ile harmanlandığında sadece mümkün değil, aynı zamanda büyüleyici bir süreç.
Eğitim yöntemi; sınıfta sıkılan, kenarda bekleyen değil, o ritmik tekerlemeyi heyecanla söyleyen ve kostümünü giyip bir maceraya atılan o 20 çift gözde gizli.
Peki, siz sınıfınızdaki "pasif bekleyen" çocukları nasıl oyunun içine çekiyorsunuz? Deneyimlerinizi duymayı çok isterim! Gelin, instagram hesabımda buluşalım ve eğitim üzerine sohbet etmeye devam edelim.
