- 12 Ağustos 2026, 20:51
Bakkal Vaadiyle Sınıf Yöneten Koordinatörler, Büyük Unvanlar, Boş Özgeçmişler
Erken çocukluk eğitiminde materyallerden, oyun tasarımlarından ve pedagojiden bolca bahsediyoruz. Peki ya sahanın görünmeyen yüzü, sahte unvanlar ve mesleki rekabetler? Bugün meslek hayatımın başlarında yaşadığım, unvanların ve gerçeğin birbirine nasıl karıştığını gösteren ilginç bir anımı paylaşmak istiyorum.
Üniversite öğrencisiyken, part-time olarak belirli kurumlarda okul öncesi İngilizce eğitmeni olarak çalışıyordum. O dönem çalıştığım kurumlardan birinde birini eğitim koordinatörü olarak işe aldılar. Kadın ilk etapta unvanlara doymuyordu; güzel bir devlet üniversitesinin çocuk gelişimi bölümünden lisans mezunu olduğunu söylüyordu. Hatta bir gün şakayla karışık birbirimizin özgeçmişini incelemiştik, orada da bu mezuniyet hikayesi parlıyordu. Ben de o an yüksek lisansta falan sanmıştım, o dille konuşuyordu çünkü.
Sonra neyi öğrendim biliyor musunuz? Bu kişinin aslında sadece bir yıl önce ön lisans mezunu olduğunu, öncesinde de herhangi bir çocuk gelişimi lisesi diploması bile olmadığını öğrendim. Tabii ki kimsenin diplomasıyla bir derdim yok, herkes bir yerlerden başlar ama mezun olmadığı bir üniversiteyi sanki oranın fakültesini bitirmiş gibi anlatması bana çok absürt ve komik gelmişti.
İşin daha da ilginci, kadının geçmişte çalıştığını söylediği yerlerle ilgili gerçekler sonradan kulaklığıma geldi. Adını duyduğum o kurumlardan birinde bir süre çalışma fırsatı yakaladığımda ise durumu bizzat görmüş oldum. Meğer kadın o kurumda hiçbir zaman öğretmenlik yapmamış. Bizim "yardımcı abla" dediğimiz, sınıf öğretmenini molaya çıkartan, ortalığı toparlayan pozisyonda çalışıyormuş. Eğitim koordinatörlüğü falan, tamamen yalandı.
Bu dolgu öz geçmiş ile nasıl bu pozisyonda iş bulabiliyor? O da ayrı bir mevzu ya. Neyse. Bir gün dersteydim ve çocukları oturtmakta zorlanmıştım. Hem profesyonel bir gözden yardım istedim hem de sınıf öğretmenini moladan rahatsız etmek istemedim. O sıralarda maalesef sınıfta tek başına kalıyordum (şimdi olsa asla kabul etmeyeceğim bir şey bu, neyse ki deneyim kazandıkça doğrusunu öğrendim). Sözde koordinatörü sınıfa çağırdım, "Öğretmenim çocuklar durmuyor, yardımcı olur musunuz?" dedim. Bana çok pedagojik bir yanıtla geldi ne dedi biliyor musunuz? Çocukları oturtmak için dedi ki: "Şimdi bakkala gidiyorum, size çikolata alacağım, kim oturuyorsa ona vereceğim."
Çocukları bakkal vaadiyle oturtmaya çalışıyor! Tabii ki bu da işe yaramadı, sonra yine kendi bildiğim yöntemlerle, oyunlarla şarkılarla ben topladım sınıfı.
Ben bunları niye anlatıyorum? Çünkü bu kadının arkamdan konuştuğunu duydum. Zamanında öğrenci halimle aldığım part-time maaş bile batmış olacak ki, "Ceyda'dan bir şey olmaz, anca part-time dolaşır 2-3 kuruşa" diyerek arkamdan atıp tutuyormuş. Hatta bir keresinde kurumda hesabıma para yatırılamadığı için bana ödemeyi elden yapmışlardı; parayı sayarken ellerinin titrediğini, "Bu kaç aylığın?" diye sorarken yüzünün şeklini değiştirdiğini çok iyi hatırlıyorum. 50 küsur yaşında bir kadın, 20'lerinin başında genç bir kızla kendini kıyaslıyor, resmen benimle yarışıyordu. Bu akıl alır gibi bir yaklaşım değil kesinlikle.
Kulağıma çalınanlara göre, aldığı ücret sıradan bir sınıf öğretmeninden farklı değildi; hatta belki de onlardan bile daha azına çalışıyordu. Sırf o büyük unvanın, "koordinatörüm" havalarının arkasına sığınabilmek için bu duruma ses çıkarmıyor, okul kriz yaşarken bile o koltuğun lafta bekçiliğini yapıyordu. Zaten okul el değiştirmeden hemen önce, yaşanan o süreçte kadının bileti verilmiş ve okulla ilişiği kesilmişti.
İşte tüm bu süreç yaşanırken, ben bazı özel problemlerden ve okuldan düzenli ödeme alamadığımdan dolayı zaten o okuldan ayrılmak istemiştim. Okulun kapanmasına bir ay kalmıştı ve ödeneksiz bir şekilde devam edemeyeceğim için bırakmayı düşünüyordum. Fakat yine de okulu ve çocukları yüzüstü bırakmamak adına şöyle bir teklif sunmuştum: Kalan o bir ay boyunca haftada belirli saatlerde okula gelip çocuklara gözükerek ortalıkta görünmeye devam edeyim, veliler de ortada bir problem olduğunu anlamasın; hem bu süreçte portfolyo sürecini de bitirir, dönemi bu şekilde tamamlarız diye düşünmüştüm.
Ancak tam bu portfolyo hazırlıklarını konuştuğumuz sırada, o sözde koordinatör kadın yüzüme bile bakmayarak "Yeni İngilizce öğretmeniyle anlaştık" dedi. Zaten o süreçte ödeme de alamıyordum, ben de buna karşılık "O zaman portfolyoya da gelmem" dedim ve o anki sinirle ayrıldım. Üstelik o kadın bana akıl verir gibi bir de "Kimse sana referans olmaz, birkaç ay çalışıp çıkmış olursun" diyerek söylenmişti. İşin komik tarafı, benim o kurumda zaten ikinci yılımdı; yani o birkaç aylık dediği süreçten çok daha uzun süredir oradaydım.
Ben ayrıldıktan kısa bir süre sonra okulun sahibi benimle iletişime geçti; aslında yeni bir öğretmen bulunmadığını belirterek eksik olan ödemelerimin tamamlanacağını söyledi ve kuruma geri dönmem için ricada bulundu. Okul sahibinin hatrına gidip konuştum, yeni ücretle anlaştım ve süreci toparladık. Asıl o kadın ise kısa süre sonra okuldaki işinden ayrılmak durumunda kaldı.
Kadının geçmişi yalan, çalışma hayatı yalan, her şeyi yalan. Bir insan yardımcı ablalığı nasıl koordinatörlük, müdürlük diye süsleyip sosyal medyada çocukların fotoğraflarıyla şov yaparak pazarlar? Sınıfta sürekli çocukları paylaşıp duruyordu.
Ama ne derim her zaman? Herkes kimin ne olduğunu çok iyi biliyor; fakat işlerine geldiği için bu kişilerle çalışmaya devam ediyorlar. Ben ise bu curcunanın içinde kaybolmadan, sadece kendi yolumda ve bildiğim doğrularla yürüdüm. Sadece bazen; insan hayatında bu tarz absürtlüklerle karşılaşmanın ve 50'li yaşlarındaki birinin, genç bir meslektaşıyla akıl almaz bir yarışa girmesinin tuhaflığını düşünmeden edemiyorum.
Özel okulların anaokulu kademesinde sahte unvanların ve sahanın arkasındaki gerçeklerin insanı nasıl şaşırtabileceğini bu anıyla paylaşmak istedim. Erken çocukluk pedagojisi, oyun tasarımları ve benzeri yazılarımdan haberdar olmak için beni Instagram hesabımdan da takip edebilirsiniz.
