- 29 Haziran 2026, 16:21
Eğitimde Yanılsama: Vitrindeki Eğitim, Arkadaki Kaos
Bugün sizlere eğitim yöntemleri hakkında yazmak yerine, çalıştığım süreç boyunca karşılaştığım ve şaşkınlık yaşadığım bazı olumsuz durumları aktaracağım. Bu yazı, özellikle eğitim sektörüne yeni adım atan, henüz sahaya çıkmamış öğretmen ve eğitmen adaylarına hitap ediyor.
Aktif olarak branş öğretmeni olarak görev aldığım yıllarda, bir kurumdan diğerine koştururken herhangi bir öğretmenden veya yönetimden bana karşı olumsuz bir tutum görmedim. Ancak ders saatimi, sınıf öğretmeni ya da yönetim yüzünden beklemek zorunda kalıp kaçırdığım oluyordu. Benden telafi isteniyordu, oysa şartlarımız belirliydi. Çocukların hakkına girmemek için kendi süremden 10-15 dakika fazla kaldığım olurdu. İlk etaplarda bazı öğretmenlerin, sınıfı oturtmadan doğrudan ayakta teslim ettiklerini gözlemledim. Sınıfı toparlamak zaten 10 dakika sürüyordu ve bu öğrencilerin sınıf sorumlusu ben değildim.
Tam zamanlıya geçişimle birlikte işin rengi değişti. Çalıştığım kurumda pedagojik yeterliliği olmayan, üniversite eğitimi almamış birini "eğitmen" olarak dikmişlerdi. Diploma yoktu, bu durumu kimse söylemiyordu. Velilere hiç mezun olmadığı bir üniversiteden mezunmuş, hiç çalışmadığı bir süreyi çalışmış gibi gösterip pazarlıyorlardı. Buna çok şok oldum. En kötüsü de İSMEK’ten aldığı bir sertifika ile çocuk gelişimi uzmanı olduğunu beyan etmesiydi. Çocuk gelişimi mezunuyum; bu kişi bırakın çocuk yaklaşımını, en basit gelişim evrelerini dahi yanlış biliyordu. Bir üniversite mezunu gerçek bir eğitimci ile bu vasıfsız kişi arasında neredeyse maaş farkı bile yoktu.
İngilizce öğretmenliği yaparken öğretmen yetersizliğinden benden Türkçe dersi vermemi talep ettiklerinde, görev tanımımda olmadığını belirterek bu talebi reddettim ve kısa süre sonra kurumdan ayrıldım. Çift dilli eğitim veren bu kurumda, "native" diyerek herhangi bir pedagojik formasyonu olmayan, hayatında hiçbir çocukla temasta bulunmamış kişileri sırf yabancı diye kaçak çalıştırıyorlardı. Velilerin gözünü boyamak için sınıflara diktikleri bu kişilere dersin nasıl anlatılacağı konusunda benim yönlendirmemi talep ediyorlardı, aynı maaşı alıyorduk. Daha fazla yardımcı olmak istemediğimi belirttiğimde; yönetim, yabancı öğretmenlerin “native” olmasını gerekçe göstererek benimle aynı maaşı almalarını normalleştirdi. Yılların emeği ve eğitimi hiçe sayılarak, kendi ülkemde ırkım ve ten rengim üzerinden bu denli ayrımcılığa uğramak ve sömürülmek kabul edilemezdi.
Daha sonra dışarıdan çok güzel görünen başka bir kuruma geçtim. Görüşmeye gittiğimde bana müşteriymişim gibi davrandılar, okullarını güzelce tanıttılar. Öz bakım yapmayacağımı, bunu mesleki profesyonel sınırlarımın ihlali olarak gördüğümü en başta belirttim. Kabul ettiler, bana tanımlı olduğum sınıfa yardımcı bir öğretmen geleceğini söylediler. Fakat gerek diğer zümre arkadaşlarım gerekse aynı sınıfta çalıştığım sınıf öğretmeninin tarafıma olumsuz bir yargıda bulunmaması adına, yardımcı öğretmeni beklediğim süreç boyunca kıyafet değişimine destek oldum. Bir süre sonra sanki en başta konuşulmamış gibi bu durum görevim olarak görülmeye başlandı.
Okuldaki İngilizce öğretmenlerinin de bir özelliği vardı: Onlar da İngilizce konuşmuyordu! Okuldaki yemekhane görevlisi bana, "İlk defa İngilizce konuşan bir İngilizce öğretmeni gördüm" demişti. İlk gerçekleştirilen öğretmenler toplantısına kadar kimin dil eğitmeni olduğunu anlayamamıştım. Çift dilli eğitim, hedef dilin aktif kullanımını gerektirir; ancak kurum, çocuk gelişimi ve dil yetkinliği olmayan kişileri sırf maliyeti düşük diye “öğretmen” olarak veli karşısına çıkarıyordu. Kadronun tamamı olmasa da, bu yetersiz kişilerle yürütülen süreç, velilere sunulan bir illüzyondan ve eğitim niteliğinin görmezden gelinmesinden ibaretti.
Yıllarını verdiğini iddia eden 5 yıllık İngilizce öğretmenine basit bir soru sorduğumda, sözde öğretmen “ha ha" diyerek baktı, söylediğimi anlamamıştı. Aynı çocuklara sorulan bir kalıpla adını sorduğumda Türkçe, "Ben ... Teacher, canım" dedi. Kurum içerisinde yaşadığım farklı durumlardan biriyse; Türk olduğumu bilmeyen sözde dil eğitmenlerinden birinin, bir öğrencinin ağzını temizlememi istemesiydi; bana "student, mouth, clean" kelimelerini sıraladı. Evet, bir cümle dahi kuramamıştı. Farklı bir sınıfın İngilizce öğretmeni, video çekmeden önce cümleleri ezberliyordu. İngilizce dersini Türkçe anlatıyorlardı. Yönetimle konuştuğumda "Öyle şey olur mu, zoraki durumlarda yapıyordur" dediler. İnanmıştım ama sonrasında İngilizce öğretmeni olduğunu iddia eden kişinin, öğrenciye basit kelimelerle bile cümle kuramadığını gördüm. İnanın, dışarıdaki veli neyin ne olduğunu anlayamaz, o kadar güzel bir düzenek kurmuşlar ki!
Tam zamanlı çalıştığım bu süreçlerdeki deneyimlerimin ardından kazancı fazla ve sorumluluğu daha az olduğu için yeni döneme part time görüşmeler gerçekleştirmeye başladım. Görüştüğüm kurumlardan biri, o an çalıştığım kuruma bakarak sistemlerini bildiklerini söyleyerek bana şu soruyu yöneltti: "İngilizce konuşabiliyor musun?" İlk defa sektörde çalıştığım süreç boyunca böyle bir soruyla karşı karşıya gelmiştim. O kurumda bulunmamın, başkalarının eğitim yaklaşımlarının adımı lekelediğini hissettim.
Bunun üzerine aldığım telefonla tam zamanlı olarak bir kurumla görüşmeye gittim. Yeni açılmış olmasından ve düzeninden, normal şartlarda asla kabul etmeyeceğim türde olan bir kurumdu lakin idealleri olması beni ikna etmişti. Bu kurumun beni de geliştireceğini düşünerek kabul ettim. Fakat orada da diplomasız, kendini çocuk gelişimi uzmanı ve okul öncesi öğretmeni olarak tanıtan biri vardı. Bana, "Ben 5 yıldır çalışıyorum, sen yolun başındasın" diyerek akıl vermeye kalkıyordu. Emek vererek, dirsek çürüterek aldığım eğitimle alay eder gibi bana çocuk gelişimi hakkında bilgi vermeye çalışmasının yanı sıra yıllardır icra ederek kazanç sağladığım erken çocuklukta dil edinimi üzerine de akıllar veriyordu. Onlarla Türkçe konuşmam gerektiğini, bu şekilde beni daha iyi anlayacaklarını söylüyordu. Oysaki tek görevi çocukların ana dilini kullanarak aramızda köprü oluşturmasıydı. Ben ondan yardım değil, görevini yapmasını istiyordum. Bu kişi statü olarak benden üste olmamasına rağmen bana defalarca mobbing uyguladı. Pek çok kez çaresiz hissederek ağlama krizlerine girdim. Kulaklarımı kapatıp sözlerimi tuttuğumda, nezaketen olduğunu anlayamadı. Kendini haklı sandı. Anlatmak, yazmak istediğim o kadar çok şey var ki lakin sırası değil.
Sonuç olarak; eğer bu bloğu okuyan bir eğitmen adayıysanız, şunu bilin: Boşuna dirsek çürütemedik, savaşlar vermedik. Aldığınız eğitimi küçümseyenler o sıralara dahi oturmamış kişiler. Yabancı dilinizi küçümseyenler iki kelimeyi bir araya getirip cümle kurmaktan dahi acizler. MEB, devlet, okul sahibi, müdür; herkes kimin ne olduğunu çok daha iyi biliyor. Siz insanların unvanını çalan, emeğini aşağılayan, üstten bakan cahil insanlar değilsiniz. Vasıfsız insanlar yüzünden canınızı sıkmayın. Bir denetim geldiğinde, şikayet olduğunda ilk önce satılacak elemanlar onlardır.
Eğer bu bloğu okuyan bir ebeveynseniz, kim olursa olsun "güveniyorum" demeden önce öğretmenin eğitim geçmişini sorun. Eğitim sektörü öyle bir hal aldı ki, artık bunu yapmak zorundasınız. Ben bu yolda çok mobbinge uğradım, çok kahır çektim ama hedefim olan konuma ulaştığımda, bu unvan hırsızlarını birer birer rezil edeceğim. Eğitim, tesadüflere ve sahte sertifikalara bırakılmayacak kadar kıymetlidir.
