- 15 Temmuz 2026, 17:23
Diploma Bir "Kağıt Parçası" Değil, Pedagojik Bir Kalkan: Küçük Bir Olay, Büyük Bir Ders
Geçen günlerde, okul öncesi eğitim ortamında, üzerine uzun uzun düşünmemiz gereken bir olaya tanık oldum. Daha önce de bu platformda, pedagojik formasyonu olmayan kişilerin "eğitmen" sıfatıyla çalışmasının risklerinden bahsetmiştim. Bugün ise diplomanın sadece bir kağıt parçası olmadığını; meselenin özünün, çocuğun dünyasını anlama ve o dünyayı doğru yönlendirme becerisi olduğunu somut bir örnekle vurgulamak istiyorum.
Okulumuzda, çocukların bedensel farkındalığını ve yaratıcılığını desteklediğimiz bir drama etkinliği yapıyorduk. Hepimiz bir çember oluşturmuş, bağdaş kurmuş oturuyorduk. Etkinliğimizin kurgusu gereği, belli bir ritimle "hazırlanıyor", ardından oyunun zirvesi olan "zıplama" kısmına geçiyorduk. Drama, çocuklar için kontrollü bir özgürlük alanıdır; oyunun coşkusuyla zıplamaya hazırlanırken gözüm grubun içine kaydı.
O hareketli anın karmaşasında, gruptaki bir çocuğun drama akışından kopup yerde uzanmış olduğunu gördüm. Yanındaki arkadaşının da onunla beraber yere uzandığını fark edince, eğitmen refleksiyle hızla yanlarına yöneldim. Tam o sırada, o çocuğun arkadaşına yönelip dudağından öpmeye çalıştığını gördüm.
O an, bir öğretmen olarak önceliğim olayı büyümeden, çocukta bir "suçluluk" algısı yaratmadan durdurmaktı. Nazikçe araya girdim, elimi usulca bir bariyer gibi konumlandırdım ve "Arkadaşlar, şu an zıplama vaktimiz, enerjimizi şimdi yukarı taşıyoruz!" diyerek oyunu nötr bir şekilde tekrar akışa dahil ettim.
Neden bağırmadım? Neden o an bir kriz anı yaratmadım? Çünkü 3 yaşındaki bir çocuğun bu davranışı, yetişkinlerin yüklediği o karmaşık ve duygusal anlamları taşımaz. O çocuk, büyük ihtimalle evde veya çevresinde gördüğü bir şefkat gösterisini, anlamını ve sınırını bilmeden taklit ediyordu. Çocuktu; öğrenmesi gereken sınırlar vardı ama bunu bir "yetişkin suçu" gibi kodlamamak gerekiyordu. Yaşanan bu anın ardından, gerekli pedagojik yönlendirmenin yapılması adına durumu okul yönetimine bildirdim.
Asıl şok olduğum an ise gün sonu gerçekleşti. Olayın başrolündeki çocuğun annesi—ki kendisi de okulda eğitmen sıfatıyla çalışan biri—çocuğunun karşısına dikildi. O küçücük çocuğun gözlerinin içine bakarak, "Sen ne yaptığını çok iyi biliyorsun, çok ayıp, çok terbiyesizce bir şey yaptın, beni bugün çok utandırdın" dedi ve çocuğun önünde ağlamaya başladı.
Şimdi bir durup düşünelim: 3 yaşındaki bir çocuk, "utanmak" kavramını nasıl idrak edebilir? O çocuk, yaptığı şeyin yetişkin dünyasındaki karşılığını bilmiyor ki. Annesinin ona yüklediği bu ağır suçluluk duygusu ve duygusal manipülasyon, o küçücük zihinde nasıl bir travma yaratır? Kaldı ki kendi çocuğunun gelişimsel ihtiyaçlarını ve sınırlarını dahi manipülasyonla yöneten birinin, emanet edilen diğer çocukların psikolojik dünyasında ne denli onarılmaz izler bırakabileceğini düşünmek bile ürkütücü.
Burada mesele o kişinin diploması olup olmaması değil; mesele, çocuğun gelişimsel evrelerine dair tek bir harf bile bilmemesidir. Çocuk gelişimciler çok iyi bilir ki; 3 yaş, çocuğun dürtülerini kontrol etmeyi, beden sınırlarını henüz yeni yeni keşfettiği bir dönemdir. Bu dönemde bir çocuğa "terbiyesiz" demek veya "beni utandırdın" diye ağlayarak manipülasyon yapmak, pedagojik olarak yapılabilecek en büyük hatalardan biridir.
Biz eğitimciler, çocuklara rehberlik etmek için oradayız. Çocuklar oyun içinde hata yapacaklar, bazen sınırları merak edecekler. Bizim görevimiz, onları utandırmak değil; özel bölgeler eğitimi gibi kavramları, onların seviyesine inerek, suçluluk duygusuna boğmadan öğretmektir.
Bu ülkede "eğitmen" adı altında çalışan ve çocukların psikolojik dünyasında geri dönülemez yaralar açabilecek binlerce kişi var. Diploma, sadece bir kağıt parçası değildir; o kağıt, bu mesleği yaparken hangi duruma nasıl tepki vereceğini bilen, çocuk gelişimini bir "sanat" gibi gören kişilerin aldığı formasyonun sembolüdür.
Eğer bir çocuk, pedagojik yeterliliği olmayan birinin elindeyse, en masum hatası bile bir "suç" gibi görülüp üzerine yıkılabilir. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz kişilerin, sadece çocukları sevmeleri yetmez; onların zihinsel ve duygusal gelişimlerini de bilmeleri gerekir. Unutmayın, pedagoji, çocukla çocuk olabilmek ama aynı zamanda o çocuğun dünyasının mimarı olduğunu bilmektir.
Bazen en sessiz gözlem, en büyük dersi verir. Umarım bu olay, eğitimin neden bir "uzmanlık" gerektirdiğini tekrar düşünmemize vesile olur.
İLGİLİ OKUMALAR
https://ceydanursozer.com/haber/anaokullarinda-sahtekarlik.html
https://ceydanursozer.com/haber/egitimde-yanilsama-vitrindeki-egitim-arkadaki-kaos.html
